Ask @AbolisyonistVegan:

Merhaba ben 3 yıllık vejetaryen ve taze veganım (farkındalığımın yeni gelmesinden dolayı üzgünüm :( ) şunu sormak istiyorum bana yöneltildiğinde tatmin edici bir cevap veremediğimi fark ettim; bizim yaptığımız ekolojik sisteme zarar mı veriyor ve bu besin piramitine karşı gelmek midir?

Merhaba,
Vegan olmak ekolojik sisteme elbette zarar vermez. Aksine; şu an yaşıyor olduğumuz çevresel yıkımın ve iklim değişikliğinin en büyük sebeplerinden bir tanesi hayvan kullanımıdır. Hayvan kullanımı, salınan yüksek miktarda sera gazı, hayvansal gıda üretmek için kat kat fazla tarım arazisi kullanılması gerekmesi sebebiyle ormanların tarım arazisine dönüştürülmesi, içilebilir suların kirlenmesi gibi çevresel felaketlere yol açmaktadır.
Hatta bu sebeple hayvan haklarıyla doğrudan bir alakası olmayan Birleşmiş Milletler gibi kurumlar dahi "hayvansal gıdaların" yerini bitkisel gıdaların alması gerektiği yönünde açıklamalar yapmaktadır. Kısacası, vegan olmak ilk ve öncelikli olarak hayvan haklarının asgari gerekliliğidir ama bunun yanı sıra çevrenin korunması açısından da çok büyük önem taşır.
Konu hakkında şurada istatistiksel veriler de mevcut: http://abolisyonistveganhareket.org/sss#D8
Unutmayalım ki, pek çok haksızlık, pek çok şiddet biçimi, örneğin ırkçılık, örneğin cinsiyetçilik geçmişten günümüze "doğal" olduğu, "gerekli olduğu", "dünyanın düzeninin bu olduğu" gibi argümanlarla savunulagelmiştir. "Besin piramidine karşı gelmek" düşüncesi de bunlara benzer bir düşüncedir. Hayvanları kullanmadan hayatta kalabiliyoruz, ihtiyaçlarımızı karşılayabiliyoruz, o halde yaşamak isteyen, acı çekmemek isteyen hayvanları öldürmek ve acıya maruz bırakmak için hiçbir geçerli sebep yok.

View more

Yazdıklarınızda sürekli "ahlaki yükümlülük" ifadesini kullanmanız çok itici. Bu, dincilerin "namaz kılmakla, oruç tutmakla, alkol içmemekle yükümlüsün" demesinden farksız. Çok saçma geliyor bana. Onun yerine, veganlık şöyle iyi böyle iyi diyerek anlatırsınız, gerisi insanların seçimine kalmış.

Kişilerin sahip oldukları hakların çizdiği sınırları ihlal etmemekle ahlaken yükümlüyüzdür.
Söz konusu insanlar olduğunda bu herkes için açıktır. Örneğin insanları öldürmemekle, taciz etmemekle yükümlüyüz. Kimse, "insanları öldürmemenin iyi bir şey olduğunu anlatalım, sonra herkesin kendi seçimi" demez. Ya da soykırımın, katliamın, tecavüzün ahlaken kötü olduğu bir "kişisel fikir" değil, nesnel bir gerçeklik olarak görülür.
Bazı hayvanlar için de böyledir. Örneğin yol kenarında uyuyan köpeğe keyfi için tekme atan adamın ediminin yanlış olduğunu "kişisel bir fikir" olarak değil nesnel bir gerçek olarak görürüz.
Ama hayvanlara damak zevki için, giyim kuşam anlayışı için en az aynı zararı vermek söz konusu olduğunda birden aklımıza öznellik, "herkesin kendi seçimi" geliyor. Oysa, sadece zevk için hayvanlara zarar vermek tıpkı yukarıda saydığımız eylemler gibi yanlıştır.
Nasıl ki insan hakları, bizi insanlara zarar vermemekle, onlara nesne muamelesi yapmamakla ahlaken yükümlü kılarsa, hayvan hakları da bizi hayvanlara zarar vermemekle, onlara nesne muamelesi yapmamakla ahlaken yükümlü kılar. Konu herkesin kendi seçiminden ibaret değildir.
Ahlaktan söz edilince aklınıza dini terimlerin gelmesi şaşırtıcı değil. Ahlak söyleminin hatalı bir şekilde tamamen dini alana terk edildiği bir zamanda yaşıyoruz. Fakat ahlaki gerçekçiliğin dinle mecburi bir ilgisi yok. Ve gördüğünüz gibi konu "namaz kılmak, oruç tutmak" gibi bir konu değil, insan hakları mevzusuyla benzeşen bir konu.

View more

Merhaba.Veganlar hayvanları birey olarak mı görür?Öyleyse birey olmayı belirleyen nedir?

Merhaba,
Birey kavramı çoğu zaman gündelik konuşmalarda "kişi" kavramı ile karıştırılıyor. Muhtemelen kastediyor olduğunuz "kişi".
Varlıkları ahlaki manada iki kategoride inceleyebiliriz, şeyler ve kişiler. Kişiler ahlaki olarak önem taşıyan varlıklardır, şeyler (eşya) ise ahlaki olarak önem taşımazlar.
Kişi olmak için yeterli ve gerekli kriter hissedebilir olmaktır. Yani, hissedebilir olmayan varlıklar kişi değil şeydir ve kişi olarak görülmek için hissedebilirlikten başka bir kriter (düşünebilmek, konuşabilmek vs. vs.) gerekli değildir.
Şeylerin içkin ahlaki değerleri yoktur. Başka bir deyişle şeylerle (eşyayla) ilgili ahlaki görevlerimiz olabilir, ama onlara karşı doğrudan ahlaki görevlerimiz olamaz. Mesela bir kişinin otomobilini çizmememiz beklenir, ancak bunun sebebi otomobile karşı ahlaki bir görevimiz olması değildir. Otomobil herhangi bir öznel deneyime, herhangi bir hisse sahip değildir. Burada ahlaki sorumluluk otomobile karşı değil, otomobilin sahibine karşıdır. Otomobil bu eylemimizden öznel olarak zarar görebilecek bir varlık değildir. Otomobil bir kişi değil, bir şeydir.
Hayvanlar ise "şey" değil, kişidir. Bunun temeli hayvanların hissedebilir olmasıdır, hayvanlar acıyı ve hazzı hisseder, bunları öznel bir deneyim olarak yaşarlar, hayatlarını sürdürmeye çalışır, acıdan kaçınırlar. Hayvanlara karşı doğrudan ahlaki sorumluluklarımız vardır. Hayvanların "kişi" olmasının anlamı budur. (Bu veganların hayvanları görme biçimi değil, hayvanların mevcut hukuk sistemi tarafından göz ardı edilen ancak yukarıdaki gibi gerekçelendirilmiş konumudur.) Hayvanlar birer kişidir demek, hayvanların içkin ahlak değerlerinin tanınması demektir.
Şunu da eklemek gerekir ki; bir hissedebilir varlığı eşya olarak gördüğümüzde, yani mal ve kaynak olarak kullandığımızda veya varlığa bir değişim değeri (bir fiyat etiketi) atadığımızda onun kişi statüsünü hiçe saymış oluruz. Bu yüzden naveganlık, hayvanların ahlaki değerini görmezden gelmek demektir. Hayvanları kullanmak, onları yukarıdaki örnekteki otomobille aynı sınıfa sokmak demektir. Hayvanların kişi statüsünü tanımanın asgari karşılığı vegan olmaktır.

View more

Vegan diş fırçasının özelliği nedir?

Merhaba,
Diş fırçaları genel olarak sentetik materyalden yapılıyor. Türkiye'de hiç rastlamadık ama bazı diş fırçalarında hayvan tüyü kullanıldığı oluyormuş. Asıl sorun kullanılan malzemeden ziyade hayvan deneyi olasılığı. Perlodent ve Humblebrush'ın hayvan deneyi yapmadığını biliyor ve bu markaları tercih ediyoruz. Diğer diş fırçası üreticileriyle de konuyla ilgili iletişim kurulabilir.

View more

Merhaba. Sokak hayvanlarının kısırlaştırılması üzerine düşünceleriniz nelerdir? Yani kesin söylemek gerekirse, genelde "onlar için daha iyi olacak" diyip geçiştirilen bir konu bu, ama hayvanların bedenleri üzerinde onların rızaları olmadan değişiklikler yapılmasını nasıl buluyorsunuz? Teşekkürler

Merhaba,
Sokak hayvanları olarak anılan hayvanlar aslında evcilleştirilmiş hayvanlar. Bu hayvanlar insan amaçları için (tarlayı korusun diye, başka hayvanları öldürsün diye, görünüşünü sevdiğimiz için vs. vs.), insanlar tarafından insan bakımına bağımlı türler haline getirildiler. Şimdi de şehirlerimizde hayatta kalmaya çalışıyorlar. Evcilleştirme hayvanlara karşı binlerce yıl önce yapılmış bir hata. Bu hata karşımıza pek çok zorlu durum çıkarıyor. Bir yandan halihazırda evcilleştirilmiş olan hayvanların bakımlarını üstlenmek, onlara daha iyi yaşamlar sunmak için çalışmakla bir yandan da binlerce yıl önce yapılmış bu hatayı sürdürmemekle yükümlüyüz. Bunun gerekleri arasında kısırlaştırma uygulamaları da var. Bu konuda şu iki yazıyı okumanızı tavsiye ederiz:
Evcilleştirmeye Karşı
http://abolisyonistveganhareket.org/post/151894000951/
Hayvan Hakları ve Evcilleştirilmiş İnsan-Harici-Hayvanlar
http://abolisyonistveganhareket.org/post/82190530878/

View more

Vegan olduktan sonra gözlerin rengi gerçekten değişiyo mu, mesela şahit olduğun örnekleri var mı

Merhaba.
Bahsettiğiniz iddia bir Youtube kanalında öne sürülmüş. İddiaya göre çiğ sebzelerden oluşan bir beslenme sürdürerek göz rengimizi kahverengi tonlarından yeşil tonlarına doğru değiştirmek mümkünmüş. Görünen o ki bu iddia herhangi bir bilimsel çalışmaya dayanmayan, oldukça şüphe uyandırıcı bir iddia. Vegan olmak çok büyük bir ihtimalle göz renginizi değiştirmeyecektir. Youtube'ta ve pek çok popüler platformda veganların beslenme biçimi sağlık, zayıflama vs. gibi durumlarla sürekli olarak özdeşleştiriliyor. Kimi zaman bir "güzellik formülü" olarak dahi sunuluyor. Şüphesiz veganlığın bedenimize, sağlığımıza getirdiği olumlu katkılar var. Yine de veganlığı kendimizle ilgili bir mevzu olarak görmekten vazgeçip, vegan olmadığımızda kimlere zarar veriyor olduğumuzu düşünmeliyiz. Her yıl, sadece "tadını seviyoruz" diye, yani tamamen keyfi sebeplerle 56 milyar kara hayvanını ve trilyonlarca deniz hayvanını öldürüyoruz. Hayvanları birer eşyaya, birer kaynağa dönüştürüyoruz. Bunu yapmaktan acilen vazgeçmemiz gerekiyor. Bundan vazgeçmek büyük ihtimalle göz rengimizi değiştirmez ama inanın gözümüzün gördüğü her şeyi değiştiriyor.

View more

Bir müslüman vegan, kurban bayramını nasıl açıklayabilir?

Kurban kelimesinin Arapçada "hayvan öldürmek" anlamına değil yakınlaşmak anlamına geldiği, Kurban bayramının manasının "Allah'a yakınlaşmak" olduğu, Kurban bayramında hayvan öldürmenin İslam'ın zorunlu pratikleri arasında yer almadığı, daha çok bu coğrafyada kültürel bir alışkanlık olarak sürdürüldüğü geçtiğimiz yıllar içinde pek çok İslam araştırmacısı tarafından defalarca dile getirildi. Bu bilgiler günümüzde bir internet aramasıyla ulaşabileceğimiz kadar yakınımızda. Elbette vegan olmaya karar veren Müslümanlar da bu bilgilere ulaşıyor ve herhangi bir çelişkiye düşmeden vegan yaşamlarını sürdürebiliyorlar.

View more

Meyve ve sebzelerin üretilmesi aşamasında da hayvanlara zarar veriliyor-böcek ilacı kullanmak gibi- bu konuda yapabileceğimiz ne var?

Hem geleneksel tarım hem de organik tarım hayvanlara dolaylı olarak zarar veriyor. Üstelik organik tarımda hayvan gübresi ve kalıntıları kullanılıyor, hatta kimi zaman makineli tarıma karşı hayvan gücü kullanımı bile tercih edilebiliyor. Hayvan kullanımının son derece yaygın olduğu günümüzde pek çoğumuz geleneksel yollarla elde edilen tarım ürünlerini kullanmak zorundayız. Zannedildiğinin aksine veganların beslenme biçimi daha az tarım ürünü kullanılmasına yol açar (günümüzde tarım için kullanılan arazilerin çoğu kurumsal hayvan sömürücülerinin, insan beslenmesi için öldürülecek 56 milyar hayvanı beslemesi için kullanılır) ve dolaylı zararların da azalmasını sağlar. Fakat bu zararları asıl ortadan kaldıracak olan veganlığın yaygınlaşması ve böylece toplumun hayvanlara bakış açısının değişmesidir. Bu bakış açısı değiştiğinde, çiftçi de, ziraat mühendisi de veganlığı benimseyecek. Veganlığın yaygınlaştığı bir toplumda tarımı (ve diğer faaliyetlerimizi) hayvanlara zarar vermeden yapmak üzere şekillendiriyor olacağız. Buna hem maddi hem de zihinsel manada kaynak ayırıyor olacağız.
Bununla birlikte tarımla uğraşan veya bir şeyler yetiştirebileceği bir bahçesi olan veganlar, “veganik tarım” denilen özel bir tarım yöntemini kullanırlar. Bu tarım yönteminde hayvan bedenleri, hayvan gübresi ve kalıntıları kullanılmadığı gibi, hayvanlara zarar verecek şekilde ilaçlamalar da yapılmaz. Toprak vegan yiyecek artıklarından, yapraklardan ve yosunlardan elde edilen kompostlarla beslenir. Umuyoruz ki vegan sayısı arttıkça veganik tarım da yaygınlaşacak ve tarımla uğraşma imkanı bulunmayan veganlar da bu tarım ürünlerini kullanma imkanı bulabilecekler. Vegan bir dünyada tarım yaygın olarak bu yolla yapılacak ve herkese yetecek kadar yiyeceğimiz olacak.

View more

devletin hayvancılığa olan teşviklerine karşı çıkıyor musunuz?

Hayvan kullanımı bir hak ihlali olduğu ve ahlaken yanlış olduğuna göre, devletin ya da başka herhangi bir kurumun bu kullanımı desteklemesi yanlıştır ve son bulmalıdır. Ancak şunu anlamak çok önemli: Şu an içinde bulunduğumuz dönemde hayvan kullanımı toplumun büyük bir kesimi tarafından kabul edilebilir hatta arzu edilir bir durum olarak görülüyor. Hatta "hayvansal ürünler" tüketebiliyor olmak bir refah göstergesi sayılıyor. Bu koşullar altında "hayvancılığı" desteklemek ya da destekleyeceği vaadinde bulunmak siyasi kurumlar için toplumsal destek toplamanın kestirme bir yolu olarak görülüyor. Toplumda hayvanlara dair bakış açısı değişmeden ya da toplumun kayda değer bir kesimi hayvan kullanımını ahlaken yanlış olarak görmeye başlamadan bu tarz politikaların ya da vaatlerin ortadan kalkması pek mümkün değil. Yapılması gereken, toplumun hayvan meselesine bakışını değiştirmek için çalışmak ve hayvan kullanımının ahlaki bir yanlış olduğu görüşünü (ve bu görüşün gerektirdiği pratik olan veganlığı) yaygın hale getirmek. Bunun da yolu öncelikle vegan olmak, veganlıkla ilgili argümanları öğrenmek ve veganlık hakkında insanları bilgilendirmekten geçiyor.

View more

merhabalar,ben yeni vegan oldum fakat bal tüketimiyle ilgili aklımda bazı soru işaretleri vae,çünkü bal üretimi esnasında arılar zarar görmüyor ve zaten kendilerine yetecek kadar bal üretiyorlar?

Merhaba,
Bal da diğer hayvan kullanımlarından farklı değil. Bal kullanımında da hayvanlar zarar görüyor ve daha önemlisi bal kullanımında da hayvanlar birer kaynak muamelesi görüyor ve böylece eşya konumuna indirgeniyorlar.
○ Arılar balı insanlar tüketsin diye üretmezler. Tıpkı karıncaların bahar ve yaz boyunca besin depolaması gibi arılar da sonbahar ve kışı atlatabilmek için besin depolarlar. Bal arıların kışı geçirmek ve üreyebilmek için depoluyor olduğu bir besinidir.
○ Bal üretiminde çoğu zaman balın tamamı alınıp yerine arılar şekerli su bırakılır. Elbette şekerli su arılar için yeterince besleyici değildir ve onları hastalıklara karşı korumaz. Böylece arılar hastalanır ve besin yetersizliği yaşarlar. Bu sebeple pek çoğu kışı atlatamaz ve ölürler.
○ Arıların kovanı terk etmemesi için kraliçe arının kanatlarının 1/3 oranlarında kesilmesi ve verimliliği düşen kraliçe arının öldürülüp yerine yenisinin konması gibi uygulamalar standart uygulamalardır. Yine tıpkı hayvan sütü üretiminde olduğu gibi, arıların yapay olarak döllenmesi gibi uygulamalar vardır.
○ Bütün bunların sebebi insanların arıları, tıpkı diğer hayvanları gördükleri gibi, birer kaynak olarak görmeleridir. Dolayısıyla insanların (bal üreticisi, tüketicisi vs.) ufak tefek çıkarları için hayvanların tüm hakları ihlal edilecektir.
○ Zaman zaman bal için, yün için, süt için vs. hayvanların zarar görmediği iddia edilir, oysa bu hiçbir zaman doğru değildir. Biz hangi koşullarda üretilmiş olursa olsun, bal veya herhangi başka bir "hayvansal ürün" tükettiğimizde hayvanların mal ve kaynak konumunu kabullenmiş ve desteklemiş oluruz. Hayvanlara verdiğimiz en büyük zarar işte budur; çünkü bir varlık eşya/kaynak konumuna indirildiğinde, birinin "malı" olduğunda bir kişi olmaktan çıkar. Alınır, satılır ve mal sahibinin çıkarları neyi gerektiriyorsa öyle muamele görür. Biz hayvan hakları savunucularının karşı çıktığı tam da budur ve bu sebeple muamelenin nasıl olduğuna bakmaksızın hayvan kullanımına karşı çıkarız.

View more

Merhabalar. Abolisyonist veganlar olarak görme engelli insanlara yardımcı olan Rehber Köpekler hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu da bir hayvanın kullanılması anlamına mı gelir yoksa son 10 bin senede köpekler ile birlikte kurduğumuz bağın bir devamı mı? Şimdiden çok teşekkürler :)

Merhaba,
Rehber köpekler, rehber köpek olmak üzere dünyaya getirilir ve ardından da bunun için eğitilirler. Köpeklerin bu amaçla dünyaya getirilmesinin ve kullanılmasının diğer kullanım biçimlerden hiçbir farkı yoktur. Unutmayalım ki, sorun hayvanları ne şekilde kullandığımız ya da ne amaçla kullandığımız, onlardan faydalandığımız esnada onlara ne şekilde muamele ettiğimiz değil, onları kullanıyor olmamızdır.
"10 bin senede köpekler ile birlikte kurduğumuz bağ" aslında kendimize anlattığımız ve bizi iyi hissettiren bir hikayedir. Gerçekte, olduğunu düşündüğümüz bu bağ, evcilleştirme ismi verilen, köpekleri (ve diğer evcilleştirilmiş hayvanları) insana bağımlı ve seçici çiftleştirmeyle insan amaçlarına göre modifiye edilmiş türler haline getiren bir süreçle ortaya çıkarılmıştır.
Şurada yer alan yazıda buna benzer konuları ayrıntılı olarak işlemiştik:
http://abolisyonistveganhareket.org/post/128997148866/hayvan-kullan%C4%B1m%C4%B1-ve-yeni-refah%C3%A7%C4%B1-hayvan-r%C4%B1zas%C4%B1

View more

''Gloucester Royal Hastanesi’ndeki araştırmacılar D vitamininden zengin süt ile zihinsel gelişimi arttırması arasında akla yatkın bir biyolojik mekanizma olduğunu söylediler.'' Beyin gelişimimden şüphe ediyorum http://hayvancilikakademisi.com/gida/en-fazla-sut-tuketen-ulke-en-cok-nobel-kazanan-ulke/

Mantıkta "cum hoc ergo propter hoc" adıyla bilinen bir safsata biçimi vardır, iki olayın birbiri ile eş zamanlı olarak gerçekleşmesinin bunlar arasında bir neden sonuç ilişkisi olduğu anlamına geldiği çıkarımına varma hatasına denir. Başka bir deyişle "iki olgu arasında korelasyon olması bunlar arasında neden-sonuç ilişkisi olduğunu göstermez." Örneğin istatistikler incelendiğinde Nicholas Cage'in filmlerde rol aldığı yıllarda havuzda boğulma vakalarının sayısının da arttığı görülmektedir[1], yani Cage'in filmlerde rol alması ile havuzda boğularak ölümler arasında bir korelasyon vardır, fakat elbette Cage'in aktörlüğünün insanların havuzda boğulmasına sebep olduğu iddiasını hepimiz gülünç buluruz.
Hayvan sütü tüketim miktarı ile "nobel kazanma" arasında bir korelasyondan "eğer daha fazla nobel kazanmak (ya da daha gelişmiş bir beyne sahip olmak" istiyorsanız süt tüketmelisiniz" sonucunu çıkarmak da bundan farklı değildir. Çünkü korelasyon nedensellik anlamına gelmez. Bu ödüller elbette ülkenin sosyoekonomik seviyesi, eğitime ayırdığı bütçe, eğitim sistemi ve toplumun bilime verdiği önem gibi kriterler ile açıklanabilir. Ve hayvan sütü ve bunlardan elde edilen ürünlerin tüketimi bir zenginlik göstergesi sayıldığından bu tüketim miktarı sosyo-ekonomik gelişmişlikten aynı biçimde etkilenmiş olabilir. (Makalede "Çin 25 kg süt ürünü tüketmesi ile birlikte en az Nobel ödülü kazanan ülke" diye bir ifade var. Merak edip baktık, Çin vatandaşları 12 defa nobel ödülü kazanmış, oysa kişi başına 361.19 kg. ile hayvan sütü tüketiminde 1 numara olan Finlandiya'nın[2] toplamda 5 nobel ödülü varmış.[3])
Yine yolladığınız yazıda "sütte bulunan D vitamininden" ve nobel kazanmak istiyorsak bu vitamini almak için bolca süt içmemiz gerektiğinden bahsedilmiş. Oysa hayvan sütünde D vitamini doğal olarak az miktarda bulunur ve çoğu süte D vitamini dışarıdan eklenir.[4] (Aynı miktarda bitkisel sütlere de çoğu zaman eklenir)
D vitamininin ana kaynağının güneş olduğu, tenimizin güneşle temasıyla D vitamini üretebiliyor olduğumuzu ve 15-20 dakika güneş ışığına temas etmenin günlük D vitamini ihtiyacını karşılıyor olduğunu hesaba katarsak nobel ödülü kazanmak istiyorsak bol bol güneşlenmemiz de tavsiye edilebilirdi(!) ve bu bile çok daha mantıklı olurdu. Ve bu habere konu olan bilim insanları gerçekten bunları yazdıysa (ki bu da şüpheli) o halde bir gün nobel kazanabilmek için daha çok çalışmaları gerekiyor.
Sizse, endişe etmeyin, iyi planlanmış bir vegan beslenmede sağlığınız için ihtiyaç duyduğunuz her şey bulunur. Eğer henüz vegan değilseniz, bugün vegan olun. Şu sitede gerekli bilgileri edinebilirsiniz: www.VeganOluyorum.com
[1] http://www.tylervigen.com/spurious-correlations
[2] https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_milk_consumption_per_capita
[3]https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_Nobel_laureates_by_country
[4] Hayvan sömürüsü kurumlarının kendi sitelerinden bu konuda bir kaynak: https://dairygood.org/content/2015/why-is-vitamin-d-added-to-milk

View more

Veganlığı sağlık açısından düşündüğümüzde de sağlıklı olduğunu söylüyorsunuz, bu zamana kadar neden doktorlar bize hayvansal ürünlerin sağlıklı olduğunu söyledi o zaman? Evet veganlığı savunan doktorlar var ama savunmayalar da bir hayli çok.

Bilim ve tıp bize ahlaken neyin doğru olduğu konusunda bilgi vermez. Ancak bizim ahlaken neyi doğru bulduğumuz bilimi etkiler. Nasıl mı? Örneğin proteini pek çok kaynaktan alabiliriz. Baklagiller müthiş protein kaynaklarıdır. Aynı zamanda hayvan (ve insan) bedenleri de büyük oranda protein içerir. Pek çok "sağlıklı beslenme" önerisinde yeterince protein almak için baklagiller ve çeşitli hayvanların beden parçalarını yememiz önerilir. Fakat hiçbir yerde protein almak için kedileri, köpekleri ya da ölmüş insanları yememiz önerilmez. Bunun sebebi kedi ve köpeklerin vücut parçalarının protein ihtiva etmemesi değildir, bunun sebebi kedileri ve köpekleri yemeyi ahlaken yanlış ve tiksinti verici buluyor olmamızdır. Oysa kedi ve köpek arasında ahlaken anlamlı hiçbir ayrım bulunmayan inek, tavuk, balık gibi hayvanları protein için yemek önerilir. Yine örneğin Omega 3 konusunda keten tohumu, ceviz, kanola gibi kaynaklar yerine hissedebilir bir varlık olan balıkların önerilmesi bilimsel bir gereklilikten ziyade politik ve ekonomik bir tercihtir ve ahlaken yanlıştır. Bu durum toplum, tıpkı kedilerin, köpeklerin protein kaynağı olarak önerilmesinin yanlış olacağını gördüğü gibi diğer hayvanların önerilmesinin yanlış olduğunu gördükçe değişmektedir.
Bir diğer faktör de kayda değer miktarda kişi vegan olana kadar kimsenin bitkisel bir beslenmenin yeterli olup olmadığını merak edip bu konuda araştırma yapmamış olması, hemen hemen herkesin hayvan bedenlerinin ve beden çıktılarının gerekli olduğunu verili kabul etmiş olmasıdır. Oysa veganların sayısı arttıkça bu bir tartışma konusu haline gelmiş, bu konuda araştırmalar başlamış, üniversiteler ve sağlık kuruluşları bu konuya zaman ve bütçe ayırmaya başlamıştır. Dahası Campbell'lerin Çin Çalışması ve benzer çalışmalar hayvan tüketiminin insan vücuduna verdiği zararlar üzerine veriler elde etmiş, bu veriler pek çok önkabulün sorgulanmasına yol açmıştır, fakat bizim konumuz bu değil. Artık vegan beslenmenin sağlık açısından yeterli olduğunu biliyoruz, bilgilerini güncellemek yerine kişisel kanaatlerine sıkı sıkıya tutunmaya çalışan doktorların varlığına rağmen bu aslında bilimsel anlamda bir tartışma konusu bile değildir. Amerikan Beslenme Derneği'nin yüzlerce araştırmaya ve bilimsel makaleye dayanarak yayınladığı ve birkaç yılda bir yeni yapılan çalışmalara dayanarak güncellediği rapor vegan beslenmenin çocuklar, yaşlılar, hamileler gibi gruplar dahil herkes için yeterli olduğunu açıklamaktadır. Biz veganlar bunu kendi hayatlarımızdan ve sağlıklarımızdan dolayı zaten biliyoruz, fakat bilimsel çalışmalar da bunu kanıtlar nitelikte.
Bilim bize neyin ahlaken doğru olduğunu söylemez ama ahlaken doğru pratikleri bulmamıza yardım eder. Örneğin hayvanlara keyif için zarar vermeyi yanlış buluruz ve bilimsel çalışmalar beslenmek için hayvanları kullanmak zorunda olmadığımızı gösteriyor. O halde geriye sadece keyif, alışkanlık vs. kalıyor ve bunlar da hayvanlara zarar vermek için geçerli gerekçeler değiller.

View more

Merhaba,ben bugün tam anlamıyla vegan olmaya karar verdim. Fakat ablamla bu konuyu konustugumda bir arkadasında veganken kemik erimesi oldugunu söyledi. Böyle saglık problemleriyle karsılasmamak icin hangi vitaminleri almam gerekiyor? Nerelerden temin edebilirim?

Merhaba,
Vegan bir beslenme ile sağlıklı bir yaşam sürmemiz mümkün, fakat bazen hatalı ve tek yönlü bir beslenme (örneğin vegan olup her gün sadece patates kızartması ve makarna yemek gibi) olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Bunu doğrudan veganlıkla ilişkilendirmek ve "vegan olanlar sağlık problemleri yaşıyor" demek doğru olmaz.
Kemik erimesi D vitamini ve kalsiyum eksikliğiyle alakalı bir rahatsızlık. D vitaminini tenimizin güneş ışığıyla temasından, kalsiyumu ise koyu yeşil yapraklı sebzeler başta olmak üzere pek çok bitkisel kaynaktan alırız. Süt ürünlerinin kalsiyum içerdiğinden sıkça söz edilir ancak süt ürünleri aslında vücut için fazla asitli olduklarından kemiklerdeki kalsiyumun süzülmesine ve vücuttan atılmasına yani kalsiyum kaybına ve kemik erimesine yol açarlar.
Ablanızın hatırladığı kişinin vegan değil vejetaryen olma ihtimali yüksek. (ne yazık ki pek çok yerde veganlık, bir hayvan kullanım pratiği olan vejetaryenlikle birlikte anıldığından bu konuda bir kafa karışıklığı var) Pek çok vejetaryen hayatlarından hayvan etini çıkardıktan sonra yerini bol miktarda süt ürünü ile doldurur, bu yüzden beslenme biçimleri hem hayvanlara en az eskisi kadar zarar verir hem de kendi vücutlarına zarar verir.
Dışarıdan almanız gereken tek vitamin B12 vitamini, bunu mutlaka takviye olarak almalısınız (1000mg.lık dil altı eritme tabletlerinden herhangi bir eczanede bulabilirsiniz, bunları haftada iki defa kullanın). Bunun haricinde sebzelerden, meyvelerden, tahıllardan, tohumlardan ve mantarlardan oluşan bir beslenme sürdürmeniz yeterli olacaktır. Ayrıntılı bilgi için: http://bit.ly/kitapciklar adresindeki kitapçığı okumanızı öneririz.

View more

Acıbadem Hastanesinden yapılan açıklamaya göre vejetaryen ve vegan beslenmenin sağlığa bazı yararları olsa da zararları oldukça fazla. Yapılan çalışmalar, zayıf gıda alımının yanı sıra hayvansal kaynaklı gıda tüketilmemesinin, birçok besin ögesi eksikliklerine sebep olduğunu ortaya koyuyor....

Şu yazıdan bahsediyorsunuz: http://bit.ly/1uQVtCM
Zayıf gıda alımı herhangi bir beslenme biçiminde sıkıntılara yol açabilir. Bunu "vegan beslenme" ile ilişkilendirmek problemli ve gerçek dışı. Yazıda ayrıca bilimsel herhangi bir referansla desteklenmemiş hatalı iddialar var.
Örneğin "[V]egan beslenenler Omega-3 ihtiyacını balık tüketmedikleri için doğal yollardan karşılayamaz." denmiş. Balığın bir tüketim nesnesi değil bir hissedebilir varlık olması bir yana bu beslenme açısından da doğru değil. İki çeşit Omega3 formu mevcuttur: uzun zincirli ve kısa zincirli. Kısa zincirli Omega 3 formu olan ALA, keten tohumu, kenevir tohumu, ceviz, kanola yağı, soya fasulyesi gibi besinlerde yoğun olarak, yeşil yapraklı sebzeler başta olmak üzere diğer besinlerde de küçük miktarlarda bulunur. Uzun zincirli Omega3 formları olan DHA ve EPA ise bitkilerde bulunmaz ancak vücudumuz ALA'yı bu formlara çevirebilmektedir. Yani dışarıdan DHA ve EPA almamıza gerek yok. Günlük Omega 3 ihtiyacı 1.1 g ile 1.6g arasındadır. Yine de eksiklik çeken kişiler mikro alglerden elde edilen Vegan-DHA besin desteklerini kullanabilirler (aslında balıklar da DHA'yı bu alglerden alıyor)
Makalede veganların D vitamini ve kalsiyum alamadığından bahsedilmiş. D vitaminin temel kaynağı güneş ışığıdır. Ayrıca güneşte yetişmiş mantarlardan da D vitamini alınabilir. Kalsiyum koyu yeşil yapraklı sebzelerde, yemişlerde ve bakliyatlarda bol miktarda bulunur. Yazıdaki iddianın aksine vegan beslenme kemik erimesinin (osteoporoz) önlenmesini sağlar. Çünkü "süt ürünleri" kandaki asit seviyesini arttırır ve kalsiyumun kemiklerden süzülmesine ve vücuttan atılmasına yol açar. "Süt ürünleri" ayrıca yeterince magnezyum içermediklerinden kalsiyum emilmez ve böbreklerde birikir.
Demir eksikliğinden bahsedilmiş; koyu yeşil yapraklı sebzeler bol miktarda demir içerir. Üstelik vegan beslenme çok fazla C vitamini içerdiğinden demir emilimini arttırır.
Gerçekte B12 ne bitkisel ne hayvansaldır, toprakta ve bağırsakta yaşayan bir bakteri tarafından üretilir. Günümüzün hijyen koşullarında bu besini topraktan alamayız. Vegan B12lerini besin takviyeleri yoluyla alırlar. İnsanların tükettiği hayvanlara da aynı takviyeler verilir (onlar da topraktan alamaz), yani vegan olmayanların b12 kaynakları da çoğunlukla bu takviyelerdir. Nüfusun büyük bir kısmında B12 eksikliği görüldüğü düşünüldüğünde, hemen hemen herkes dışarıdan B12 almak zorunda. Tıpkı tuzların iyotla zenginleştirilmesi gibi önümüzdeki dönemlerde hazır gıdalar da B12 ile zenginleştirilecek gibi görünüyor.
Ask.fm'de yazı karakterimiz sınırlı ve çok fazla link ekleyemiyoruz ancak http://bit.ly/kitapciklar adresindeki kitapçıkta ayrıntılı bilgi edinmek mümkün.
Sağlık kuruluşları elbette danışanlarını doğru beslenme konusunda bilgilendirmekle sorumlu. Ancak bu şekilde değil. "[V]egan beslenmenin sağlığa bazı yararları olsa da zararları oldukça fazla." gibi sıkıntılı ifadeler yerine vegan danışanlarına doğru beslenme konusunda yol göstermeliler.

View more

Veganlığı anlattığımda ve karşımdaki karnist kişinin sorularını cevaplayıp örnekler sunarak konuda ikna ettiğimde son soruları "peki ya bitkilerin de hissedebilir canlılar/kişiler olduğuna dair araştırmalar var/kanıtlandı" oluyor. Bu konudaki bilgilerinizle bana yardımcı olur musunuz lütfen?

Merhaba,
Bitkilerin hissedebilirliği olduğu kanıtlanmadı, bitkiler hissedebilir varlıklar değildir. Bu konuda Sık Sorulan Sorular sayfamızda şöyle bir cevap var:
"Bitkilerin de canı yok mu?
http://abolisyonistveganhareket.org/sss#A6
Elbette var; bitkilerin, mantarların ve mikropların da canı var. Hayvanların hissetme yetisine sahip olmalarının “canlı” olmalarından farklı bir durum olduğunu görmek önemlidir; canlı olmak hissetme yetisine sahip olmak anlamına gelmez. Hissetme yetisine sahip olmak acının ve zevkin bilincine varan bir varlık olmak demektir, hissetme yetisine sahip olan bir canlıda öznel yaşantıları olan bir “ben” vardır. Bitkiler acı hissettiklerini gösterir biçimde davranmazlar ve insan ve insan harici hayvanlarda hissetme yetisini sağlayan fizyolojik ve nörolojik yapılara sahip değildirler. Hissedebilirlik insanlarda ve insan harici hayvanlarda bir işleve sahiptir; acı hissedebilir canlıların kendilerine zarar veren bir uyarandan kaçmalarını sağlayan bir mekanizmadır, yani acı hayatta kalmak için bir araç olarak kullanılan bir sinyaldir. Bitkiler böyle bir sinyal kullanmazlar, kullanmaları için pratik bir neden de yoktur. Bitkilerin hissedebilirlikleri ya da öznel yaşantıları olan “ben” algıları olduğuna dair herhangi bir bilimsel veri yoktur, bu sebeple ağaçtan elma kopartmakla bir hayvanın bir uzvunu kopartmanın etik anlamda aynı değere sahip olduğunu düşünmek için de hiçbir sebep yok.
Bitkilerin ve diğer canlıların uyaranlara tepki verdiklerinin gözlendiği araştırmalar zaman zaman “bitkilerin de hissedebildiği kanıtlandı” gibi bir biçimde medyaya ya da sosyal medyaya yansıtılsa da bu haberler bilimsel değildir veya araştırma sonuçlarının tamamıyla keyfi olarak yorumlanıp haberleştirilmesinden ibarettir."
Yakın zamanlarda www.VeganOluyorum.com adresinin blogunda da şöyle bir yazı çıktı:
https://blog.veganoluyorum.com/bitkiler-ve-hissedebilirlik-b732d94bd8a6#.gvtukxdda
Bu gibi sık sorulan soruları kolayca yanıtlayabilmek için İnsan Neden Vegan Olur? kitabını edinmenizi öneririz:
http://www.idefix.com/Kitap/Insan-Neden-Vegan-Olur/Gary-L-Francione/Egitim-Basvuru/Saglik/Beslenme-Diyet/urunno=0000000715755
Bu arada, son olarak, "karnist" ifadesi doğru bir ifade değil. Latince "et" anlamına gelen "karn" kökünden gelen ve et ile diğer hayvan kullanımları arasında fark olduğu imasını taşıyan bir kelime ve refahçı terminolojiye ait. Bunun yerine vegan olmayan kişilerden "navegan" şeklinde bahsedebilriz.
http://abolisyonistveganhareket.org/post/103562607426/karnizm-diye-bir-%C5%9Fey-yoktur

View more

Bir de koyunun yününün kesilmesi gerektiğini duydum bizim için değil koyun için. Çünkü yazları çok terliyorlarmış dğru mu?

Elbette hayır. Koyunun yününün kesilmesi "gerekir", çünkü insanlar koyunları yünleri kesilmesi gerekecek şekilde üretir: Yapay seçilim, seçici çiftleştirme gibi yollarla yeni koyun cinsleri üretilip sonraki nesillerinin genetik olarak hasta, insana bağımlı (ancak insan için kârlı) şekillerde dünyaya gelmesi sağlanır. Tıpkı insanlar öyle beğeniyor (ve satın alıyor) diye tüylü köpek cinsleri üretmiş olduğumuz gibi, insanlar tüylerini kırpıp kendilerine kazak yapsınlar diye tüyleri uzayan, yün koyunu adını verdiğimiz koyun cinsleri ürettik. Şimdi de bunu onların iyiliği için yaptığımız hikayesini kendimize anlatıyoruz, oysa onları bizim işimize yarasınlar diye genetik olarak hasta etmeseydik zaten böyle bir durum olmayacaktı. İnsanların inekleri inekler rahatsız olmasın diye sağdığı, koyunların yünlerini koyunlar terliyor diye kestiği gibi hikayeler sömürünün üstünü örtmek amacıyla kendimize anlattığımız masallardan başka bir şey değildir. Fakat eklemek gerekir ki, durum böyle olsaydı bile, bu onları kaynak olarak kullanmamızı meşru kılmayacaktı.

View more

Ben daha veganlığa yeni adım atıyorum ama ne yiyeceğim neyi bırakacağım hakkında çok az bilgiye sahibim, nasıl ne tür şeyler yemeliyim ve tatlı yemeden yapamıyorum yani çikolatanın içinde de süt bulunduğu için tatlıyıda mı bırakmam gerekiyor ve soya eti soya sütü vs nerde bulurum yardımcı olur musnz

Veganlık sadece yiyeceklerle ilgili değildir, hayatın her alanını kapsar.
www.VeganOluyorum.com adresine girerek veganlıkla ilgili temel bilgileri edinebilir, siteyi vegan olmak için bir rehber olarak kullanabilirsiniz. Siteyi inceledikten sonra hâlâ sorularınız kalırsa yeniden buraya yazabilirsiniz.

View more

Ama hayvan yemek doğanın kanunu değil mi??

Bundan iki yüzyıl önce toplumların büyük bir kısmı siyah tene sahip insanların beyaz tene sahip insanlar tarafından köle olarak kullanılmasının doğal olduğunu düşünüyordu. Toplum tarafından kadın kimliğine atanan kişilerin erkek kimliğine atanan kişilerden “doğal” olarak aşağı olduklarına dair bir inanç vardı, bu sebeple bu kişilerin çalışması ve oy vermesi kabul görmüyordu. Tarih boyunca hemen hemen her ayrımcılık ve şiddet biçimi “doğa” referans gösterilerek haklı çıkarılmaya çalışılmıştır. Oysa bunların tamamı yanlıştı, hayvanları yememizin, kaynak olarak görmemizin ve kullanmamızın yanlış olduğu gibi.

View more

Merhaba, Palmiye yağı üzerine yazdığınız yazıyı okudum, etkilendim. Ellerinize sağlık. Tam da facebookta kendimce palmiye yağı bulunan ürünleri paylaşmaya başlamıştım ki 3-4 kişi bile olsa birilerinin palmiye yağı tüketmesinden belki vazgeçiririm diye düşünmüştüm. - * 1

Beyza Mese
sorunuzun devamını da buraya ekleyelim:
"Hali hazırda zaten dediğiniz gibi hayvansal gıda üretiminin zararlarına dair paylaşımlar yapıyorum; ancak dediğim gibi ek olarak bir de palmiye yağının etkisinden söz etmek ve paylaşım yapmak istemiştim. Sizin yazınızı okuduktan sonra yanlış bilgi yaymamak ve emin olmak için durdum. Bu yüzden anlamak için sormak istiyorum. ’’Endonezyalı yerel üreticiler haklı olsun ya da olmasın, istatistikler de çözümün palm tüketimini sonlandırmak olmadığını gösteriyor. ‘’ demişsiniz ve ve sonra soya fasülyesi üzerinden örneklendirme yapıp, ‘’ Yani talep aynı kaldığında palm yağı haricindeki yağlar ormansızlaşmaya daha fazla yol açabiliyor. ‘’ demişsiniz. Burada ki arguman talep aynı kaldığında işlliyor ama değil mi? Örneğin cips tüketimin, pepsi tüketiminin azalmasının, insanların bu gıdaları hem doğa hem de kendi sağlıkları için vazgeçmelerinin yararı olmaz mı? Sorumu açıklayabildiğimi umuyorum. :-) "
İçinde yaşadığımız, hayvanlara hiçbir ahlaki değeri olmayan eşyalarmış gibi muamele eden toplumda tükettiğimiz her şeyle hayvanların zarar görmesine dolaylı olarak sebep oluyor olabiliriz. Bunun bilincinde olmalıyız. Bu bilginin sonucu tüm tüketimlerimizin dolaylı yollardan zarara sebep olabileceğinin farkında olup, tüketimde aşırıya kaçmamaya önem vermek olabilir. Ancak bunun bilincinde olmanın anlamı tek bir bitkisel ürünü (üstelik türcü bir takım sebeplerle) diğerlerinden ayrı bir yere koyup "vegan değil" ilan etmek olamaz.
Elbette bu problemin kalıcı çözümü, toplumun hayvanlara yönelik davranış ve bakışını değiştirmektir, bitkisel ürünlerin üretiminde önlenebilir dolaylı zararın kaynağı çiftçinin, ziraat mühendisinin vs. hayvanları eşya olarak görmesi, vegan olmamasıdır. Bunu değiştirmenin yolu veganlığı yaygınlaştırmaktan, yani kendimizi bilgilendirip ardından henüz vegan olmayanlara veganlığı anlatmaktan geçiyor.

View more

Next