Kaybetmeyi tanımlarsak ;
Kalbinizin tam ortasına bir ağırlık çöker.
Ne yaparsanız yapın,kaldıramazsınız.Görmezden gelirsiniz,belki de alışırsınız ama o hep ordadır asla gitmez.
Biri bunu size hatırlattığında ağırlık iki katına çıkar,sanırsınız ki kalbiniz kan değil acı pompalıyor.
İlk kaybettiğiniz zaman size hep 'seni izliyor,orda mutlu,onu üzmek istemezsin değil mi' gibi şeyler zırvalarlar.
Şanslıysanız,bu saçmalıklara inanır ve her şeye gülümsemeye çalışırsınız."Ölenle ölünmez" falan diye düşünür konuyu kapatırsınız.
Şanssızsanız,kalbinizin kan yerine acı pompalamasına alışır ve hayatınıza devam edersiniz.Ama asla eskisi gibi olamazsınız.Kimse de o kaybınızın yerini dolduramaz.
Toparlanmanız güçlülüğünüze bağlıdır.Belki beş ay,belki altı ay,belki de bir yıl.Ağlamalarınız zaten kesilmiştir,eğer anılarla mutlu olucak bir yapınız varsa eski aktivitelerinize dönersiniz yavaş yavaş.
Eğer anılardan kaçarak ayakta duruyorsanız,yeni şeyler denersiniz,değişirsiniz.Sizi tanıyan herkes değiştiğinizi fark eder.Ama değişmeye mecbursunuzdur,başka türlü yaşayamazsınız.
Çünkü hatırlamak size acı verir.Kaybettiğiniz o kişiyi hatırladığınızda miğdenize yumruk yemiş gibi olursunuz.Ses telleriniz seyahate çıkar.Olayın üzerinden zaman geçtiyse,bir köşeye çekilip sakinleşene kadar beklersiniz.
Eğer yeniyse,bulunduğunuz ortamı umursamadan koyuverirsiniz.Her şey görünmez olur,sadece acı ve siz varsınızdır.
Bazen geceleri nefes bile alamazsınız,düşünmek ve hatırlamak sizi yavaş yavaş öldürür.Unutmak için her şeyi yapıcak hale gelirsiniz.
Ama unutamazsınız,o ilk günkü gibi ordadır.
Sadece unuttuğunuzu sanarak kendinizi avutursunuz.
Aslında ölenlerle sizde ölürsünüz.Kişiliğiniz,ruhunuz ölür.Belki bedeniniz canlıdır ama her şeyi kaybetmişken bunun bir önemi olmaz.
Siz artık yaşayan bir ölüsünüzdür.
View more