Ask @austenviolet:

Bir anda arkadaş oldunuz Enlayt, Nova, Erce, Alara, Melisa ve sen. Nasıl oldu da gökten indi bu samimiyet?

Şöyle indi:
Sıcak bir ağustos akşamıydı anon... Ama nasıl bir sıcak, öf ki öf... Saat sekiz civarı, güneş batıyor ama hala kavuruyor böyle; akşam yemeğini yedim, benim üstüme bir ağırlık çöktü.. Odamda, kanepede oturuyordum. Otururken otururken benim gözler hafiften kapanmaya başladı, birden, oturduğum yerde içim geçivermiş. Ama Allahım büyük, öyle normal bir uyuma falan da değil... Böyle bir yandan bilincim açık gibi ama bir yandan da kaymış gitmişim-acayip bir hal, uykuyla uyanıklık arasında. O esnada işte, Rabbimin hkmeti, kafamın içinde bir ses duydum... Bana diyordu ki; "Enlayt, Nova, Erce, Alara ve Melisa'yla samimi ol." Aynı sözü 3 defa tekrarladı. E bilirsin 3 kere oluyorsa Allahtandır demişler. Ben de bu ilahi olay neticesinde geldim twittera hepsini buldum, ki önceden de hiiiç muhabbetimiz yok tanımam etmem, dedim böyle böyle, napalım? Onlar da bu hadiseyi dikkate aldılar sağolsunlar, bu sebeple biz hemen bir samimiyet inşa ettik o günden sonra, vardır bir hikmeti deyip.

View more

Gümüş Kalbin konusu nedir, nasıl bir şeydir?

Bilinmeyen bir zamanda, dünya, bir lanet sonucu hepsi kusurlu insanların yaşadığı bir yer halindedir.
Eskiden tek bir hanedana biat eden yüce krallığın toprakları, alt lordluklar tarafından çıkarılan ayaklanmalar sonucunda parçalanmış, son kral olan Prens Ansgar öldürülmüş, bedeni parçalanıp, organları insanlara ibret olması için dünyanın dört yanına dağıtılmıştır. Birçok bilgin ve kahin, dünyanın üzerine çöken lanetin sebebinin bu olduğuna inanır, çünkü yıkımdan sonra doğan bütün çocukların birer kusuru vardır. Körler, sağırlar, dokunma hissinden yoksun olanlar, koku alamayanlar, uyuyamayanlar, ağlayamayanlar... Aynı kusuru paylaşan insanlar bir araya gelerek beş ayrı krallık kurmuşlardır.
Kehanetlere göre; dünya üzerindeki bu lanetin kalkmasının tek yolu vardır: Ansgar'ın cesedinin parçalarını bulup tekrar bir araya getirmek. Böylece, her on yılda bir, her krallıktan bir veliahtın katıldığı ve diğerleriyle yarışarak, kayıp parçaları aradığı Ansgar Turnuvası düzenlenmeye başlanır.
O yıl; veliahtlar Dimas, Aislyn, Kieran, Jorayn ve Waleron'un yarıştığı turnuva ise önceki turnuvaların hepsinden daha önemlidir. Çünkü artık Ansgar'ın bedeninin kayıp olan tek bir parçası kalmıştır:
Kalp.

View more

Evet, bu da benim #1Eylül drabbleım... Bayağı bi zorlama oldu, affediniz.

Violet A.
“Kolumu bırakma Hugo, tamam mı? Korkuyorsan gözlerini kapatabilirsin.”
Kızıl kafalı küçük çocuk el arabasını duvara doğru iten annesinin söylediklerine başını salladı, kahverengi gözlerini kapatmak bir yana kırpmaya bile teşebbüs etmezken, kolundan sıkı sıkı tuttuğu genç kadın hızlandığında o da koştu; bir an sonra ikisi beraber dokuz ve onuncu peronlar arasındaki duvardan hızla geçtiler.
“Vay canına...”
Hugo Weasley etkilenmiş gözlerle önündeki manzaraya baktı, her yerde çocuklar, aileleri, evcil hayvanlar, okul sandıkları, konuşmalar, koşuşmalar ve göz alıcı kırmızı renkte, buharı tüten Hogwarts Ekspresi vardı-Peron Dokuz Üç Çeyrek.
“Güzel, değil mi?”diye sordu kahverengi saçlı genç kadın, oğluna eğilip gülümseyerek. Hugo başını hevesle sallayıp onayladı, daha önce burayı görmüş olsa da çocuğun hayranlığı her eylülde tazeleniyor gibiydi-hoş, kimi kandırıyor, Hermione’ninki bile öyleydi. Hugo’yla beraber yürümeye başlarken etrafa baktı şöyle bir ve onlardan önce koşturup duvardan geçen kızı Rose’un çoktan bir arkadaşını bulmuş ayaküstü sohbete giriştiğini görünce rahatladı.
Her şey hatırladığı gibiydi, her yıl eylülün ilk günü tekrarlayan o bilindik aynı manzara.. Kendilerinin o trene bindikleri günleri hatırladığında burnunun direği özlemle sızlarken, az ötede, kalabalık bir grubu fark etti-Hugo da fark etmiş, neşeli bir çığlıkla annesinin elinden kopup onlara doğru koşmaya başlamıştı, beş kişilik aile dönüp kendilerine koşan çocuğa el salladı.
Hugo, Harry ve Ginny Potter’ın çocuklarıyla beraber oluşturduğu büyük gruba varıp kucaklanırken, Hermione gülümsüyor, yavaş adımlarla en iyi arkadaşlarına yürüdü.
“Selam Herm.” Harry onu içtenlikle selamlarken, Hermione Ginny’den sonra ona da sarıldı; onlar Ron’un ne cehennemde olduğunu sorduklarındaysa iç çekti.
“Son anda Bakanlık’a gitmesi gerekti, acil durummuş...”
Harry onun iş sevgisinin gözlerini yaşarttığını mırıldanırken Ginny gözlerini deviriyor, Hermione’nin omzunu sıktı.
“Eh, en azından istasyonda seni sinir edip duramayacak, iyi yönden bak.”
Hermione güldü, Ginny de ona eşlik ederken Harry o ikisinin korkunç olduğunu belirtti başını iki yana sallayarak, ama yüzünde zapt edemediği bir sırıtış vardı. Büyüklerin konuşmalarına zerrece ilgi göstermeyen iki ufaklık, Lily ve Hugo ise, Hogwarts’a yeni başlayacak olmanın heyecanıyla hangi binada olacaklarını tartışmaya koyulmuşlardı bile, Hermione onların hevesli, mutlu küçük yüzlerine bakarken içi sıcacık oldu. James ve Albus ise kim bilir neredeydiler, Rose gibi onlar da bütün yaz göremedikleri arkadaşlarını bulmaya koşmuş olmalılardı.
Trenin vakti gelene kadar, çocukların heyecanını paylaşıp sohbet ederlerken, Hermione kendini mutlu ve şanslı hissediyordu-burada oldukları her 1 Eylül gibi. Geçen onca yıla rağmen, KingsCross İstasyonu Peron Dokuz Üç Çeyrek, evlerinin giriş kapısı gibiydi hala, sıcak, davetkâr bir kapı, içerinin yuva olduğunu belli eden..
Ve ne zaman dönerseniz dönün, sizin için açık olan.

View more

ilk oylama sorusunu soran ben degilim ama tff oylamasi neden boyle oldu ki? hergun yalnız bir grubun oylanması cok aptalca degil mi, neden boyle bir sey yapma geregi duydunuz? butun hepsi bir an da da oylanabilirdi?

Birincisi, neden aptalca, anlamadım. Aptallığının sebebini de belirtseydiniz keşke.
Yarışmada sekiz tane grup var, eleme usulü bunların önce kendi birincilerini çıkarması, sonra bu birincilerin yarışması şeklinde-bunun neresi garip bi açıklayabilirseniz çok mutlu olacağım.
Neden böyle yaptık? Değişiklik olsun istedik, koçluk sistemi de zaten bu amaçlaydı. Farkındaysanız yarışmanın adı "O Yazar", yani The Voice ses yarışmasından esinlenilerek düzenlenmiş bir sistem. Orada da önce grupların kendi içlerinde yarıştığını, sonra birincilerin finale kaldığını izlediyseniz bilirsiniz. Bilmiyorsanız da benim problemim değil.
Başka türlü nasıl olurdu; dediğiniz gibi bütün hikayeleri tek ankette sunardık, klasik olarak... Ki o zaman da şöyle bir sakınca var; 19 hikaye katıldı, 19dan biri seçmek kolay mı? Hem kim 19 hikayeyi de okuyup oy verir? Hiç okunmadan elenen hikayeler olacaktı. Ha bizim sistemde de olabilir, ama sanıyorum ki daha az olacaktır. 19 hikaye yerine 8 hikaye arasından seçim yapılması daha adil sanki...
Başka bir yöntem; bir jüriyle seçebilirdik. Ama bu da son zamanlarda en çok kullanılan yöntem-bir de şu var, hem koçluk hem jürilik olması... Eh, biraz karışırdı? Artı, jüri olunca insanlarda bir "kayırma" şüphesi doğabiliyor maalesef.
Ha eleştiriniz, bir gruba sadece bir gün verilmesiyse, onun sebebi vakit darlığı. Her gruba bir hafta süre verseydik yarışmanın sonucu şubatta açıklanırdı, eh... Bütün grupların anketini toplu sunmak da bir seçenekti, ama teknik sebeplerden ve karışıklık olmaması için yapılamadı, aynı anda 8 anket olmuyor sitede. Ayrıca sanıyorum ki, en kalabalık ekibin 5 hikaye barındırdığını varsayarsak, bir günde bir grubu okuyup da oy vermek çok zor değil?
Kısaca; daha eğlenceli, daha adil, daha sağlıklı sonuç veren bir seçim olsun istedik; böyle bir yöntem bulduk. Neresinin aptalca olduğunu da hala anlayabilmiş değilim. Aydınlatırsanız sevinirim.

View more

Internet arkadaşlıkları hakkında ne düşünüyorsun? Bu tür arkadaşların var mı? Onlarla yakın mısın? En yakın olduğun kim var?

Ben eskiden, yüz yüze tanışmadığınız birini sevebileceğinize, arkadaş olabileceğinize hiç inanmaz, akıl dışı bulurdum bunu; ama sonra anladım ki, olabiliyormuş. Hem de bazen internetten arkadaş olduğunuz biri, yüz yüze olduğunuz onca kişiden daha yakın oluyormuş.
Sizi daha iyi tanıyan, size daha uygun, daha az yargılayıcı ve daha "kafa dengi" insanlar internet arkadaşları bence. İnternet arkadaşlığının en güzel tarafı, mecburiyetsiz olması... Bugün bir sınıf/iş arkadaşınızla iletişiminizi kesmek isteseniz yüz tane faktör var sizi zorlayacak, ama internette öyle değil, çok daha kolay ilişki koparmak. Bu da bence, gerçekten sevdiğiniz ve anlaştığınız insanlarla olabilmenizi sağlıyor.
Bu tür arkadaşlarım var, çok da yakın olduklarım var, şükürler olsun ki. Hepsini çok seviyorum, çünkü bana benziyorlar, beni anlıyorlar ve onları ben seçtim, onlar da beni seçtiler, çıkar ya da mecburiyet yok aramızda, biliyorum. Onlara güveniyorum, gerçekteki arkadaşlarımın çoğundan fazla güveniyorum hatta... Kim var? Melisa var. Sonra Alara var, Enlayt var, Nova var, Erce var, Emrah var... Daha ilk çırpıda aklıma gelmese de değer verdiğim başka arkadaşlarım da var. Yani..:)
Sanırım internette kurduğum arkadaşlıkların sayısının dışarıdaki hayattakinden daha fazla olduğunu söylemem yanlış olmaz.

View more

Sizin ona verdiğiniz değerin onda birini size vermeyen, hayli süre boyunca arkadaş olmanıza rağmen sizi tanımamış ancak tanıyormuş gibi davranan bir arkadaşınız sizi bir anda silip attı ve siz tüm bunları, o sizi bıraktıktan sonra fark ettiniz. Ne düşünür/ yapardınız?

Valla siktirsin gitsin çok affedersin anoncum. Bana başka arkadaş mı yok, keşke daha önce gitseymiş yalandan yanımda kalacağına...

View more

Sence nasıl açık, ayrıntılı ve uzun (boş bir uzunluk değil, kaliteli bir uzunluk) yorum yazılır?

Oo çok güzel soru bu <3 Maddeleştireyim:
*Hikayeyi sevdiniz mi? Sevdiyseniz en çok nereleri? Bunu mutlaka söyleyin, hatta gerekirse en sevdiğiniz cümleleri alıntılayın.
*Beğenmediğiniz bir nokta var mı? "Keşke şöyle olsaymış" dediğiniz? Belirtin.
*Hatalı bir kısım var mı? Ooc olmuş bir karakter, bozuk bir cümle, mantık hatası vs... Bunları yazın, ama kibarca.
*Hangi karakteri daha çok sevdiniz, hangisini sevmediniz? Hangi olay size ne hissettirdi? Bunlardan bahsedin.
*En önemlisi samimiyet bence, aklınıza geleni, elbette uygun bir üslupla, paylaşmaktan çekinmeyin... Saçmalar mıyım diye korkup kendi kendinizi sansürlemeyin. (ama tabi küfür edin de demiyorum, düşüncelerinizi sansürlemeyin diyorum.) Yazarla sohbet edin, hoşlanacaktır.
*Son olarak, mutlaka ama mutlaka yazarın emeğine teşekkür edin veya eline sağlık deyin; beğenmeseniz de emek vardır, nezakettendir.
Evet, aklıma başka bir şey gelmiyor; ama bu şekilde yazılan bir yorum gayet doyurucu olur bence. :))

View more

Yazdığınız şeyler içinde en çok beğendiğiniz cümle/paragraflardan örnek verebilirmisiniz?

Verelim bakalım.... Aklıma gelenlerden :p
"Sesinde bir şeyler vardı. Sanki çok, çok uzun zaman öncelerden kalma bir hikayenin, hiç anlaşılmamış kötü adamıydı, öyle bir şeyler vardı..."
*
"Ama tekrar karşılaşacaklar, kelimelerin daha az acıttığı bir zamanda, ileride... Yaşlanmış olacaklar belki, Albus, gölgeleri ve acılarıyla daha iyi bir adam olmuş olacak. Belki o zaman, bu kadar çok hüzünle dolu hissetmeyecek gözleri; belki o zaman, Gellert’ı andığında sahiden “eski bir arkadaşım” diyebilecek; belki o zaman gerçekten gülümseyebilecek bir kez daha... Belki o zaman, Gellert’ı ve kendisini affedebilecek.
Şimdi değil. İleride, belki... Yaşlı ve bilge bir adam olduğunda..."
*
"Belki her kuş, uçmaya çalışırken kırardı kanadını, Derek gibi. Sonra uçamazdı hiçbir yere, yanmadan canı. Göğsünün ortası sızlamadan, hiç çırpamazdı kanadını bir daha...
Bir kez kırılırdı kanadı insanın. Sonra, uzaklara uçmanın bile anlamı kalmazdı; çünkü nereye gitse, canı hep, hep yanardı..."
*
“Çünkü eğer illa ki kırılacaksan, seni ben kırmak isterdim.”
*
"Kurt, kızı sonsuza kadar sevebilirdi belki; ama yine de sonları trajik olacaktı."
*
"“Juliet olmanı istemiyorum.” dedi Harry yenikçe. “Juliet hikayenin sonunda ölüyor.”
Bir sessizlik oldu.
“Herkes hikayenin sonunda ölüyor.”"
*
Bir de şu:

View more

Açıklama:

Violet A.
Az evvel ask.fm anasayfanızda maruz kaldığınız çirkinlikten dolayı özür diliyorum. En başta cevap verilmeye layık olmayan bir şahıs yüzünden hiç hoş olmayan görüntüler ortaya çıktı; anonun küfürlü sorularını ve de gelen destek mesajlarını sildim ki iş daha da büyüyüp çirkinleşmesin. Destek çıkan herkese teşekkür ediyorum. <3
Niçin grup olarak böyle bir nefrete maruz kaldığımızı anlayamamakla beraber, ortada bir yanlış anlaşılma varsa düzeltmek adına, hiç kimseye veya hiçbir şeye karşı bir tavır içerisinde olmadığımızı belirtmek isterim. Eğer bir şekilde incittiğimiz veya zarar verdiğimiz birileri varsa, iletişim kurup anlaşma sağlamaya, kendimizi açıklamaya da her zaman hazırız. Onun dışında kötü niyetli bir şekilde gerilim yaratmaya çalışanları lütfen dikkate almayın.
Kendim ve arkadaşlarım adına herkesten tekrar özür diliyorum, bir daha böyle bir şeyin olmaması için elimden geleni yapacağım. İyi akşamlar herkese ^^

View more

Kapalı ortamlarda sigara gibi tütün ürünlerin kullanılmasına karşı olanlardan mısınız? Yoksa siz de Okan Bayülgen gibi, bu konuya karşı olanlara 'faşist' diyenlerden misiniz?

Bahadır Özen
Kapalı ortamda olmaz-bunun faşistlikle ilgisi yok, insanlara rahatsızlık veren şeyler engellenmeli elbette... Gerçi kahvehane gibi ortamların daha esnek olması gerektiğini düşünüyorum, hani, o mekanların konseptinde olan bişey sigara nargile vs.

View more

seamus yine bi iksiri patlatmayi basarmistir, dean en yakin arkadas gorevini yaparak temizlenmesine yardimci olurken beklemedigi bir sey gerceklesir: dean'e ilk defa biri ilani ask edecektir. -poly

Buyruuun efendim :D
***
Dean Thomas, her İksir dersinde bu tarz bir felaket bekliyordu ve her sene bir kere falan, karşılaşmıştı da. Sadece o yıl, bu kadar çabuk olmasını beklememişti.
Okulun henüz ikinci haftasında, huysuz ve korkutucu Profesör Snape’in girdiği İksir dersinde, akıl karıştırıcı iksiri düzgünce yapmaya çalışırken, Dena’in tüm dikkati kazanındaydı-ki bu hataydı. Seamus Finnigan’la beş yıllık bir arkadaşlık neticesinde, onun kazanını da göz önünde tutması gerektiğini öğrenmiş olmalıydı.
Seamus kazanına her ne attı bilinmez, içindeki pembe-mor sıvı tükürür gibi bir puff sesiyle patlayıp fışkırırken, sınıftan panik çığlıkları yükseldi, Dean son anda kendisini iksirin yolundan çekmeyi başardı. Seamus’sa onun kadar hızlı ya da şanslı değil, baştan aşağı pembe sıvıya bulandı.
“Gryffindor’dan yirmi puan.”dedi Snape, buz gibi tiksinti dolu bir sesle. Asasının bir hareketiyle Seamus’un kazanındaki kalıntıları ve etrafı temizledi, ama kumral çocuğun üstündeki bulaşıkları bıraktı. “Bay Thomas, arkadaşınızın temizlenmesine yardım edin.”
Seamus kıpkırmızı vaziyette öylece dururken Dean iç çekerek en yakın arkadaşına yaklaştı, arkadaki birkaç kişinin kıkırdamalarını duymazdan gelerek cübbesinin cebinden asasını çıkarıp parça parça onun cübbesini ve yüzünü temizlemeye koyuldu.
“Takma kafana dostum.”dedi alçak sesle, Seamus yüzünde acıklı bir ifadeyle ona bakarken. “Olur böyle şeyler...”
Seamus ağzı hafif açık ona hülyalı gözlerle bakmaya dveam ediyordu, Dean bir sorun mu olduğunu merak ederek kaşlarını çatarken, kahverengi saçlı arkadaşı hafifçe gülümsemeye başlamış, fısıldadı.
“Oh, ne iyisin, Dean... Sana öyle aşığım ki...”
Dean alt çenesinin zeminle buluşmasını son anda engellerken şokla ona baktı bir an, sonrasında ne olduğunu anlarken “Ah”ladı.
“Profesör,”diye seslendi panikle, Seamus onun kolunu usulca okşamaya başladığında. “Biz-eee-şey.. Sanırım bir sorunumuz var.”

View more

Next